Dünyanın Görüldüğü Yer

Murathan Mungan

I.
Figürlerin bir araya toplanıp dağıldıkları yer .
Hem bir an, hem bir kavşak. Az sonra herkes yönüne gidecek.
Durup yerleştikleri, farklı ritmlerin ortak bir tempoya
dönüşmek için yumuşayarak birbirine benzediği, hepsinin,
herşeyin yoğunlaşıp derinleştiği bir anda başkalarının
gözlerine açılıyorlar.
Burada duran ve onlara bakan bizim gözlerimize. Az sonra
gözlerimizden silinip gidecekler, rüzgâra karışan atlar gibi.
Bütün zamanların şimdiki zamana toplandığı bir anda ne kadarını
görüyorsak /görebiliyorsak o kadarlar. Az sonra herkes
kendi yönüne gidecek. Çoğu kez aynı sanılan yönlerine.
Çoğu tez aynı yerden /yerlerden geldiklerinin sanıldığı gibi.
Oysa yalnızca bir an bu.
Bir toplanma anı.
Aynılıkları başkalıklarını unutturuyor. Başkalıklarının aynılıklarını sakladığı gibi. Yanılmanın bütün paylarını paylaştırmışlar.
Hem aynı tarihsel kesidi, hem aynı coğrafyayı paylaşıyormuş görünüyorlar.
Oysa çoğaltılabilir:
Aynı coğrafyada, benzerlikleriyle birlikte de olsa farklı tarihsel
dönemleri, Aynı tarihsel dönemde komşu ya da akraba coğrafyaları…
Çoğaltılabilir.
Çoğu yalnızca kendi anında yaşanan bütün anlar gibi kendi anlarını paylaştırıyorlar başka anlara.

Durgun resim gizini ve gücünü çoğaltılabilmenin şiddetinden alır.
Alıyor.
Çoğu yalnız, bir başına, bazıları koltuğuyla yol alıyor, yol aldıran koltuğuyla, biriktirdiği koltuğuyla, ya da koltuğunda biriktirdikleriyle. Bazılarınınsa yanlarında hayvanları var. Kendi hayvanlarını taşıyorlar yanlarında. Koruyan ve korkutan hayvanlarını.
Hem bir başlarına tarihleri var, hem topluca okunmalarından bir tarih ortaya çıkıyor. Bulunmuş tabletler gibiler; yan yana sıralanmaları ve okunmaları gerekiyor. Topluca okunmaları. Bunun için buradalar. Hem kendi içlerinde, hem birbirleriyle olmalarından, birbirlerini izlemelerinden ortaya çıkan hikâyenin katettiği süreçten okunmaları.
Kimi zaman ikişer ikişer ikiye bölünmüş ilişkilerle sıralanıyorlar. İki kişi olmaları çoğaltmıyor onları. Çünkü yalnızlıkları da kalabalık bir yalnızlık. Tarih ve coğrafya yükü sırtlarından indirilmeden ne yalnız kalabiliyor, ne kalabalık olabiliyorlar. Yüzlerinin ne yana dönük olduğunu anlamak fazla bir şey kımıldatmıyor resimde. Tıpkı kimi renkleri bedenlerinde daha fazla taşımalarının, ayrılıklarından farklı bir gövde tarihi yaratmadığı gibi. Hepsinden aynı zaman akıyor. Figüre eklenen bir hayvan nasıl yalnızlığı arttırıyorsa öyle, kendi yalnızlığıyla gelen her leke gibi, bir figüre, bir izlenime bile dönüşemeden eriyip giden lekeler gibi. Kimi zaman kendi içlerinde patlayan renk yumaklarının yalnızca zemine eklenmesi gibi. Zeminin dokusunda ister kömür grisi olsun, iser gülkurusu, ister bulut mavisi figürler hep aynı duruşu seçiyorlar. Ortadoğuya özgü bir zaman var hepsinde. Havaya asılı kalan ve hiç kımıldamayan. Ama bütün figürlerin içinden geçerek akan ve hepsini birbirine bağlayan da aynı zaman.
Benim sevdiğim zaman.

II.
Bozkırda kaybolmuş atlar da öyle.
Konakladıkları resmin iklimine yalnızca hızlarını bırakıyorlar.
Birbirlerine karışarak hızlarını bırakıyorlar.
Bozkırın kumunda, ovanın sisinde kaybolmuş, zor seçilen atlar gelip geçiyorlar resmin içinden, tekrar aynı resme dönsek bakacağız yerlerinde değiller. Kum, sis, leke kalmış yerlerinde.
Bulmaya çalıştıkları şey neyse, başkalarının gözü için kaybolmuşluklarını unutturuyor onlara. Rüzgâra kilitlenmişler, kendi rüzgârlarına.
Kimi zaman aynı koyaktan dağılacakları dört yönle birlikte varlar. Toplanıp dağıldıkları yerden çıkmak üzereler yola.
Kendi coğrafyasından dünyaya bakanların sağlam zamanları, sağlam zeminleri, sağlam duruşları görünüyor bu yolculukta.
Bütün dünya en iyi oradan görülür. Buna ben de inanıyorum.